Geri git   Forum , Forumlar , Eglence Forum , Forum Siteleri , Resimler , Msn Nickleri , Msn Avatarları , Şarkı Sözleri > ~~ OykuForum.Com ~~ Forum , ForumLar ArkadasLık ForumLarı ~~ > + KişiseL SayfanıZ

+ KişiseL SayfanıZ Kendinize özel sayfa ve konularla kendinizi tanıtın..


bu da benim sayfam:)

+ KişiseL SayfanıZ


Konu Bilgileri
Konu Başlığı
bu da benim sayfam:)
Konudaki Cevap Sayısı
33
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
859

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 01-03-2010   #1
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart bu da benim sayfam:)

Kişisel sayfama HOŞGELDİNİZ




Büyümeyeyim anne


Büyümeyeyim anne
Bırak beni
Senin düzlerinde hep uyuyayım

Büyümeyeyim anne
Sen yine al beni koynuna
Saçlarımla oyna
Ben öylece orda uyuyayım

Büyümeyeyim anne
Büyüyeceğimde ne olcak
Kim sevecek beni senden başka
Ben sevsemde kim beni sevcek anne

Büyümeyeyim anne
Dizlerindeyken
Kimse kıramazdı kalbimi
Kimse acıtamazdı...
Sadece orda sana bakarak uyurdum ben.

Büyümeyeyim anne
Söylesene bana
Karşılıksız beni senden başka kim sever
Söylesene anne kim sever
Senden başka

Büyümeyeyim anne
Büyürsem ağlatırlar, üzerler beni
Eğer bir gün ağlarsam
Görme beni anne







bu arada sizlerde sayfama birşeyler eklerseniz beni çok sevindirmiş olursunuz






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #2
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart




İlk Başkan: Ali Sami Yen

İlk Maç: Galatasaray- Kadıköy Faure Mektebi (2-0)

İlk Spor Dalı: Futbol

İlk Şampiyonluk: İstanbul Pazar Ligi Şampiyonluğu

Kuruluş Hedefi: " İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge ve isme sahip olmak.
Türk olmayan takımları yenmek."
KURULUŞ:
Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.

Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim progr***** konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur.

Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.

1901 yılında İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor" sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy ölçüşmektir.

Türk olmayan takımları yenmek

Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır:
"1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.

"Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek."

Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler.

Kurucu Listeler

1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri'nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülent Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-B. Nikolof; 6-Milo Bakiş; 7-Pol Bakiş; 8-Bekir Sıtkı Bircan; 9-Tahsin Nahit; 10-Reşat Şirvanizade; 11-Hüseyin Hüsnü; 12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 13-Abidin Daver.

1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülent Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver.

Renklerin öyküsü

Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen'den dinleyelim:
"Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu." Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba'nın II.Beyazıt'a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer.



Galatasaray Dergisi`ne bize sağladıkları içerik için teşekkür ederiz.

GSnin amblemi nasıl doğdu?
Galatasaray ' ın ilk amblemi, 333 Şevki Ege tarafından çizildi. Bu, ağzında futbol topu olan kanatları gerili bir kartaldı. "Kartal", Galatasaray'lıların üzerinde durduğu bir amblem örneğiydi. Ancak, kartal adı benimsenmeyince, Şevki Ege'nin kompozisyonu bir kenara itildi. Sonraları , GS amblemi doğdu ve benimsendi.

Suat Başar,Galatasaray ambleminin nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor:

Yıl 1923…

O yıl biz "cinquieme" da, yani lise 1' deydik. Arkadaşlarımızdan 74 Ayetullah Emin, sıra arkadaşı Şinasi (Şahingiray), ile birlikte her hafta "Kara kedi" %90 nispetinde Ayet'in inci gibi el yazısı ile yazılmıştır. Ayet, bir taraftan mecmuasının yazılarını temize çekerken, bir yandan da sahifelerini ve bilhassa kapak vazifesi gören ilk sahifesini süslerdi. Bir defasında bu kapakta hepimiz basit fakat zarif çizilmiş bir "Gayin -Sin" gördük. Kırmızı Gayin' ın içine sarı bir "Sin" oturtulmuştu. Hendesi çizgilerle ve muayyen ölçülerle resmedilmiş olan bu şekil , kulübümüzün, yalnız kulübün değil, bütün Galatasaray ' lılığın remzi olacaktı. Ama, her şeyden evvel bu şekli kulübün kongresine teklif etmek lazımdı. Bu teklifi kim yapacaktı? Tasarladığımız arkadaş çekingendi ve kongre günü yaklaşıyordu. Nihayet o gün geldi. 1923 yılında, bir gün mektebin resim sınıfında kalabalık bir kongre toplandı. Ne ateşli, ne heyecanlı bir kongreydi o. Kimler yoktu ki? Belli ki Galatasaray yeni hamlelere hazırlanıyor, spor sahasında yeni inkilaplar yapacak, memlekette yeni çığırlar açacak. Teklifler ve kararlar bibirini kovalıyor. Şinasi arkadaşımız Ayet'den "Gayin-Sin" resmini almış, kongreye teklif edecek, ama o da çekingen,arka sıralarda oturmuş bekliyor. Nihayet Şinasi'nin yanında oturan Dr. Namık (Canko) merhum , söz alıp ortaya çıktı ve:

Arkadaşlar, genç kardeşlerimizden Şinasi Reşit, kongremize bir rozet şekli getirmiş, kulübümüzün remzi ven rozetimizin şekli olarak kabul edilmesini teklif ederim, dedi. Büyük bir resim kağıdına çizilmiş ve renklerimizle boyanmış "Gayin-Sin" i ortaya çıkardı. Teklif alkışlar arasında ittifakla kabul olundu. Ayet, yalnız eski harflerle "Gayin-Sin" çizmekle kalmamış, aynı uslupla bir de "GS" yaratmıştı. Bunların asılları Ayet'in Şinasi'nin yardım ile çıkardığı haftalık el yazısı "Kara Kedi" mecmuasındadır. "Gayın-Sin" ilk defa 1925 de kurulan Galatasaray talebe sandığının hazırladığı mektup, kağıt ve zarflarına basıldı. Yine, 1925 de kabul edilen lise kasketine ve daha sonra lise ceketlerine işlendi. Bazı imkansızlıklar, rozetin yapılmasını geciktiriyordu. Nihayet bunu da sıra gelince, şekiller o zaman eski İpek sinemasının kapısındaki dükkanlardan birinde Besim Koşalay ile birlikte tuhafiye mağazası açan Nihat Bekdik'e verildi. Bir aksilik eseri bunlar kayboldu. O zamanki İdare Heyetinin bastırdığı matbualarda ve yaptırdığı rozetlerde Ayet'in eseri biraz şekil değiştirdi. GS nin yaratıcısı Ayet Emin'i 29 eylül 1931 de toprağa verdik. Dr. Namık ağabeyimiz 1933 yılında aramızdan ayrıldı. Allah Şinasi Şahingiray arkadaşımıza uzun ömürler versin. GS yi gördükçe, her üçünü hatırlar, ebediyete tevdi ettiklerimizi rahmetle yadederim.


Not: Maalesef, şu tatlı anıyı bize nakleden 550 Suat Başar ağabeyimiz de aramızdan ayrıldı. Nur içinde yatsın...

Teknik Adamlar
Sezon Antrenör
Nikolof (Futbolcu)-Bulgaristan
Emin bülent (Futbolcu)
Horace Armintage (Futbolcu)
Emin bülent (Futbolcu)
Sadi Bey
Ali Sami Yen
Necip Şahin (Futbolcu)
Adil Giray (Futbolcu)
Billy Hunter- İskoçya
Nihat Bekdik (Futbolcu)
Lamberg- Macaristan
Fred Pegnam- İngiltere
S. Pedeafoot- İngiltere
Hans Baar- Avusturya
Peter Szabo- Macaristan
Peter Tandler- Avusturya
Hayman- İngiltere
C. Zaharczuk- Polonya
Jhon Begget- İngiltere
Miço Dimitriyadis
J. Szweng- Macaristan
Pat Molloy- İngiltere
D. Lockhead- İngiltere
Gündüz Kılıç
Lazlo szekelly- Macaristan
Gündüz Kılıç
George Dick- İngiltere
Remondini- İtalya
Gündüz Kılıç- Çoşkun Özarı
Gündüz Kılıç
Eşfak Aykaç- Bülent eken
Kaleperoviç- Yugoslavya
Coşkun Özarı
Brian Birch- İngiltere
Brian Birch- İngiltere
Don Howe- İngiltere
Mansell- İngiltere
M. Allison- İngiltere
Fethi Demircan
Coşkun Özarı
Turgay Şeren
Brian Birch- İngiltere
Özkan Sümer
Tomislav İviç- Hırvatistan
Jupp Dervall- Almanya
Mustafa Denizli
Siggi Held- Almanya
Mustafa Denizli
Karlheinz Feldkamp- Almanya
Rainer Hollmann- Almanya
Reinhard Safting- Almanya
Graeme Souness- İskoçya
Fatih Terim
Mircea Lucescu-Romanya
Fatih Terim
Gheorghe Hagi
Eric Gerets

Enler ve İlkler
Gerçekleri tarih yazar...





Avrupa'da, yarıştığı Tüm Kupaları alan İLK ve TEK takım
GALATASARAY ;

Türkiye'nin İLK futbol takımı Galatasaray- (1905)
Dünya sıralamasında İLK On' da 1.sıraya giren İLK Türk takımı.
Devlet üstün madalyası alan İLK takım
UEFA kupasını hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk takımı
Türkiye'nin en çok Şampiyon olan takımı (15 kez)
Üç yıldızı alan İLK takım
Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa Kıtasını temsil eden İLK ve TEK Türk takımı
Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e çıkan İLK ve TEK Türk takımı
İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK futbol takımı- (1907-1908)
Yurt dışında İLK galibiyet alan Türk futbol Takımı-(1911)
Yurt dışında Türkiye'yi temsil eden İLK futbol takımı- (1911)
Şampiyonlar ligine katılan İLK Türk takımı
Avrupa'da, UEFA kupasını hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK takım
Balkanlarda UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK takım
Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk takımı - 20 kez

UEFA kupasını kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
Avrupa Şampiyonu olan İLK ve TEK Türk takımı
Süper kupa kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
İnternet Sitesine sahip İLK Türk takımı
İspanyolları deplasmanda yenen İLK Türk takımı.
İspanyolları eleyen İLK Türk takımı.
Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk takımı (Milan-Bologna)
Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk takımı (Leeds-Arsenal)
Avrupa maçlarında galibiyeti, mağlubiyetinden çok TEK Türk Takımı
Türkiye 1. Ligi'ni na-mağlup bitiren İLK takım (1985-86)


EN fazla aralıksız şampiyon olan takım. - 4 kez
Yerli hocayla EN çok şampiyon olan takım. GALATASARAY - 9 kez
EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolcular Bülent (8 Kez)- Suat, Arif ( 7 Kez )
Bir sezonda EN fazla Avrupa Kupa maçı oynayan takım.- 18 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa'da Şampiyonlar Ligine EN fazla katılan takım GALATASARAY - 6 kez
Şampiyonlar liginde EN fazla puan toplayan Türk takımı- 10 puan
Türkiye Spor yazarları Kupasını EN fazla kazanan takım
Türkiye Kupasını EN fazla kazanan takım -13 kez
Cumhurbaşkanlığı Kupasını EN fazla kazanan takım- 10 kez
Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan takım. - 17 maç 34 puan
Avrupa'da, bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan takım. - 11 kez (Süper kupa dahil)
Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan takım.- 35 gol (Süper kupa dahil)
Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen takım.- 40 kez
Bir sezonda EN fazla maç yapan takım. GALATASARAY - 59 kez (Süper kupa dahil)
Avrupa Kupaları'nda EN çok tur geçen Türk takımı. Bir sezonda EN fazla maç yapan futbolcu
HAKAN ŞÜKÜR - 54 maç 4697 dakika
Avrupa Kupalarında EN fazla maç yapan Türk takımı.
Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan takım. - 62-63 sezonu 105 gol
Türkiye liglerinde EN çok resmi kupa kazanan takım -56 kupa

Avrupa Kupalarındaki İLK Goller

1.GOL: Metin Oktay -27.08.1956 (Galatasaray-Dinamo Bükreş:1-3)
100.GOL: Uğur Köken -1.10.1969 (Galatasaray-Vatford:2-3)
200.GOL: Mirsad Seydiç-20.10.1982 (Galatasaray - Avusturya Wien:2-4)
300.GOL: Uğur Tütüneker -4.11.1992(Galatasaray - E.Frankfurt:1-0)
500.GOL: Tugay Kerimoğlu 5.11.1997 (Galatasaray - Sparta Prag:2-0)
400.Gol Faruk Yiğit tarafından 13.7.1996 tarihinde Kocaeli- Hibernias maçında atılmıştır.

Teşekkürler GALATASARAY !

Teşekkürler; Bu gurur veren tablonun yaratılmasında emeği geçen herkese..

Eminiz daha birçok EN'ler ve İLK'ler vardır.

Teşekkürler Gözden kaçırdığımız bütün EN ve İLK'ler için....
Atatürk ve Galatasaray


Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ü "bir takım taraftarı" yapmak çabaları, tarihin gerçekleri karşısında her zaman hüsrana uğruyor.Ulusların yaşamında çok az sayıda kişi önder niteliğini kazanmış ve tüm ulusa mal olmuştur. Bu nitelikteki kişilerin kayıtlı belgeler olmadan sözel tanıklıklara dayanarak birtakım alanlarda tüm ulusun aidiyetinden koparılıp bazı camialara mal edilmesi yanlış bir tutumdur. Bu kişiler tarihsel özellikleriyle, kişiler, topluluklar, gruplar ve camialar üstüdür. Bunun tersini savunmak kişi ve camialara bir öncelik kazandırmayacağı gibi, toplumsal boyutta da onarılmaz yaralar açar. Bunun bilincinde olan gerçek önderler de, toplumun tümünü kucaklamayan ve kurucusu olmadıkları ya da arasında yer almadıkları oluşumlara katılma konusunda büyük hassasiyet gösterirler. Mustafa Kemal Atatürk bu özeni göstermemiz gereken kişilerin başında gelir.

Atatürk'ün Galatasaray camiasıyla olan ilişkisi, Galatasaray Lisesi'ni 2 Aralık 1930, 28 Ocak 1932 ve 1 Temmuz 1933 tarihlerindeki ziyaretleriyle somutlaşmıştır. Çok yakın bir tarihte yitirdiğimiz ve bugün örneğine pek rastlanmayan "dinozor" gazeteci Metin Toker' in sözleriyle


"Hiçbir lise Atatürk'ten böyle bir ilgi görmemiştir...Galatasaray, sadece 'Türkiye'nin' Batı' ya açılan penceresi' değil, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden, belki de en önemlisi laisizmin kilometre taşlarından biri olmuştur.

Nasıl Harp Akademisi, Harbiye ve Mülkiye sıradan eğitim müesseseleri sayılmazsa Galatasaray da sıradan bir lise sayılamaz."

Evrensel bir sevgi

Galatasaray camiasının Atatürk'e karşı duyduğu sevginin evrenselliği 956 okul numaralı Celalettin Som' un satırlarında çarpıcı bir biçimde dile gelir:

"Galatasaray Lisesi 7. sınıftaydım. Sınıf, müdür merdiveni karşısında, ön avluya bakan, müdür odasından sonraki ilk sınıftı. Beyoğlu Caddesi'nin bütün gürültüsü duyulurdu. İlk dersimiz Fransızcaydı. Hocamız Monsieur M. Journé anlatıyordu...Birden bütün sesler sustu...Koyu sessizlikte mektebin önünde virajı alan tramvayın acı çığlık sesine benzeyen demir tekerleklerin raylara sürtünmesinden çıkan ses kulaklarımızda çınladı...M. Journé ders anlatmayı kesmiş, başını elleri arasına almış ağlıyordu!..Tarih 10 Kasım 1938 saat 9'u 5 geçiyordu...ATATÜRK vefat etmişti." İşte o günlerde evrensel ve toplumlar üstü bir devlet ad***** karşı duyulan evrensel sevgi budur.






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #3
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

Galatasaray Lisesi'ni İlk Ziyareti

1930 yılında dünyanın ve Türkiye'nin, siyasal ve toplumsal konjonktürü oldukça hareketlidir. Atatürk 18 Kasım'da bir yurt gezisine çıkar ve İstanbul'a döndükten sonra bazı okulları ziyaret ve teftiş eder. Devletin resmi yayın organı Ayın Tarihi mecmuası bu olayı şöyle anlatır (cilt 23-24, sayı 79-81, sayfa 6630-6631):

"3.12.1930; Reisicumhur Gazi Hz. saat ikide otomobille saraydan hareket ederek sıra ile Harp Akademisi, Mülkiye ve Harbiye Mekteplerini...buradan Galatasaray Lisesi'ni teşrif ettiler.(...) Galatasaray Lisesi'nde kütüphanenin hatıra defterini imzaladılar. Daha sonra müdür odasında bir müddet oturarak mektebin vaziyeti umumiyesi ve talebenin durumu hakkında konuştular. İmla, resim ve lisan derslerinde bulundular, mektep müdüründen uzun uzadıya izahat aldılar..."

Şimdi devlet arşivlerinden edinilen bu kuru ve nesnel bilgilerin yanına çağdaş yazınımızın öykücülüğünün ve tiyatro yazarlığının bir klasiği olan, benzersiz kurgu işçiliğinin yanı sıra edebiyatımıza 'humour' denilen ince alayı ve gözlem gücünü de kazandıran ve bir Galatasaraylı olan ustanın kalemine, Haldun Taner'in gözlemlerine başvuralım ve bu ziyareti bir kez de onun anlatısından dinleyelim:

Şarklıların Efsaneye Düşkünlüğü

"Ya sekizde ya dokuzda idik. Demek ki otuz, otuz bire rastlıyor. Mektepte bir telaş, bir kıyamet. Taş tablolar boyanıyor, yıkık yerler sıvanıyor. Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanımın, baskısı henüz bitmemiş Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı. Talebeler kımlanıyor: 'Ah bir bizim sınıfa girse.' Hocalar başka gûna: 'Allah vere bizimkine girmese.' (...) Atatürk'e bakıyorum, resimlerinde sık sık gördüğümüz pozlarından birinde: Sol elinin iki parmağını üst yelek cebine takmış, başı hafif öne eğik, çatık kaşları ve o meşhur bakışıyla gözünün üstünden müdüre bakarak anlattıklarını dinliyor. Biz Şarklılar neden ille her şeyi büyütüp efsaneleştiririz. Aklı başında insanlardan duymuştum: 'Bakılamıyor efendim,' diyorlardı. 'İmkânı yok gözlerine bakılamıyor. Çenesine kadar hadi neyse ne ama, başınızı daha yukarı kaldırdınız mı, gözleriniz iki kuvvetli projektörle karşılaşmış gibi kamaşıyor, çarpılıp sersemliyor, bir şeyler oluyorsunuz.' Ben bunu duydum ya, şimdi korkudan başımı kaldırıp da yüzüne bakamıyorum. Bütün görebildiğim: Saatinin kösteği, yeleği, sol elinin yelek cebine dalmış iki parmağı, kolalı devrik yakası, hadi bilemediniz biraz da çenesinin ucu...Hepsi bu kadar. Ama çocukluk işte, şeytan dürttü. Ya herrü ya merrü deyip birden daha yukarı bakıverdim. A, ne kamaşma ne çarpılma, işte pekala bakılabiliyordu. Hatta müdür de bakabiliyordu. Hoca da bakabiliyordu.

Bu Gözlerden Hiçbir Şey Kaçmaz

Gerçi projektör, şimşek filan edebiyat ama, şunu söylemeli ki, bu bakış pek öyle herkesin bakışına da benzemiyordu. Bu gözler bir yere bakıyor ama baktığı şeyden çok daha gerileri çok daha derinleri görüyor gibi idiler. O gün, orada, onun karşısında çocuk kafamın koyduğu ilk teşhis şu oldu: Bu gözlerden hiçbir şey kaçmaz arkadaşlar. Bu adam kandırılamaz, aldatılamaz. Bu adam mugalataya, laf cambazlığına pabuç bırakmaz. Bu adam, bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka bir insandır(...) Atatürk mektepten ayrılmak üzere iken paydos trampeti çaldığından hepimiz bahçeye boşandık. Rahmetli, maiyetindeki mutat zevata bir şeyler söyledikten sonra talebe kalabalığının ortasına dalıverdi. O, tek başına, ortamızda, maiyetindeki zevat ise geride, çok geride, mektebin iki kanadı da açılmış cümle kapısına doğru yürümeğe başladık. Atatürk, yüzünü daha iyi görebilmek için yengeç gibi yampiri yampiri hatta gerisin geri yürüyen bir sürü çocuğun arasında, iki eli ceketinin iki yan cebinde, gururlu ve gülümser ilerliyordu. Büyük kapının önüne binlerce meraklı birikmişti. El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zaptediyorlardı. Karşı apartmanların her bir penceresinde ben diyeyim, on, siz deyin yirmi baş. Atatürk görününce bir alkış koptu. Aklımıza gelmiş gibi biz de onlara uyduk. Atatürk bu alkışlar arasında otomobiline bindi (...) Akşam, etütte yoklama yapılınca, o kargaşalıkta iki açıkgöz arkadaşımızın neharilere karışıp mektepten kaçtıkları anlaşıldı. Geçmiş zaman, kendilerine idarece bir ceza verildi mi idi, pek hatırlamıyorum. Galiba, bu tarihi günün yüzüsuyu hürmetine, Beyoğlu'nda sürtüp durdukları yanlarına kâr kaldı idi. E, artık o kadar da olmasın mı?"

İkinci Ziyaret

Mustafa Kemal, 28 Ocak 1932 Perşembe günü Beyoğlu'nda otomobille çıktığı bir gezinti sırasında saat 16'da Galatasaray Lisesi'ni ikinci kez ziyaret ederek onurlandırmıştır. Lisedeki tarihi Tevfik Fikret salonunda verilen bir müsamereyi izlemiş ve oyunda rol alan öğrencilere övgüler yöneltmiştir. Niyazi Ahmet Banoğlu'nun "Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı" adlı yapıtında bu ziyaret hakkında bilgi verilmektedir.

Üçüncü Ziyaret

Atatürk'ün Galatasaray Lisesi'ne üçüncü gelişinin tarihi 1 Temmuz 1933'tür. Gazi bu gelişinde öğrencilerin Tarih-Coğrafya-Yurt Bilgisi grubundan geçirdikleri orta mektep bakalorya sınavlarına bizzat katılmış ve çeşitli sorular sormuştur. Maiyetiyle (Riyaseticümhur Katibi Hikmet (Bayur), Başyaver Celal, Yaver Şükrü ve Cevdet Beyler ve Muallim Afet Hanım) Lise' ye gelen Atatürk talebenin alkışları arasında Müdürlük odasına çıkmış, burada müdür Tevfik Bey ve öğretmenlerle okul hakkında görüştükten sonra doğruca imtahan odasına girmiştir.

İlhan E. Postacıoğlu'nun anılarından Gazi'nin imtahan odasına girdiğinde sınavdaki öğrencinin Bandırmalı Ahmet olduğunu öğreniyoruz. Ardından Serbest Fırka'nın kurucusu Fethi Okyar'ın oğlu Osman (Okyar) sınav odasına alınır. Sınavdan çıkan Osman Okyar'a Atatürk tarafından babasına selam söylendiği öğrenciler arasında hızla yayılır ve büyük bir memnuniyet uyandırır. Atatürk'ün Galatasaray Lisesi öğrencilerine yönelttiği bazı sorular şunlardır: Atilla'nın Romalılar'la ilk harbi; Sevr muahedesiyle, Lozan muahedesi arasında ne gibi farklar vardır?; Eti medeniyeti; Devletçiliğin ve fertçiliğin mukayesesi; Şimendifer siyasetimiz; Malazgirt Meydan Muharebesi; Din ve laiklik üzerine sorular; İspanya yarımadası; Mudanya Mütarekesi; Bizanslılarla Türklerin ilk temasları; Referandum ve halk oylaması vb. Sınavlar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmüş ve Atatürk Galatasaray Lisesi'nden memnun kalarak ayrılmıştır. Dönemin okul müdürü olan Tevfik Ararat o günün izlenimlerini şu sözlerle anlatır:

"1 Temmuz 1933, Galatasaray Lisesi'nin yaşadığı en büyük gündür; o gün Gazi Hazretleri, müessemizde beş saat bir çeyrek saat kalmışlar, ve birinci devre Tarih-Coğrafya-Yurtbilgisi mezuniyet imtahanlarına giren talebemizden dokuzunu imtahan etmek lütfunda bulunmuşlardır. Galatasaray Lisesi, bundan sonra, o unutulmaz günü her sene anmak ve tekrar yaşamak için aynı devrenin aynı imtihanlarını daima aynı güne koyacaktır."



Bu yazı, "Dünden Bugüne Galatasaray" (Hazırlayanlar: Vefa O. Semenderoğlu-Osman Tamburacı), "Atatürk Önünde Tarih Bakaloryası" (İlhan E. Postacıoğlu), "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu; Ayışığında Çalışkur" (Haldun Taner), "Atatürk ve Galatasaray" (Galatasaray'ın 500. Yıldönümünü Kutlama Komitesi), "Galatasaray Tarihine Ait Belgeler (1868-1933) (Orhan Koloğlu) başlıklı kitap ve belgelerden Metin Pınar tarafından derlenmiştir.
------------------
Galatasaray Spor Kulübü'nün kuruluş hazırlıkları, o zamanlar Galatasaray ı Sultanisi adıyla anılan lisede yapıldı. Sonradan kayıtlara 1 numaralı kurucu olarak geçen Ali Sami Bey'le birlikte, Asım Tevfik, Emin Bülent, Bekir Sıtkı, Reşat Şirvani, Celal İbrahim, Tahsin Nihat, Abidin Daver ve Refik Cevdet kurucular olarak bilinir. 1 Ekim 1905'te Galatasaray Terbiye-i Bedeniyye Kulübü adıyla kurulan birliğin amacını da Ali Sami Yen şöyle anlatır: "Amacımız İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge ve isme sahip olmak. Türk olmayan takımları yenmek.

Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace(Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır.Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galatasaray ı efendileri" diye söz etmelerinden doğduğunu yazar.
Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve " Adımız Galatasaray ı olsun" derler. Galatasaray Lisesi gibi Türk Milli Eğitiminde çok önemli bir yeri olan kurumun bağrından çıkan Sarı Kırmızılı kulüp, kültürel boyut da dahil olmak üzere, pek çok yönden de öncü olma niteliğini her zaman sürdürecektir. Galatasaray'ın 1 numaralı kurucusu Ali Sami Yen, Ellinci Yıl kitabında kuruluşun öyküsünü şöyle anlatır:"1 Ekim 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Mehmet Ata Bey'in dersi esnasında birkaç arkadaş başbaşa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk girişimler oyuna ve mücadeleye yönelik arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil ... gibi gençlerdi. Okulda eğitim gören Bulgar ve Sırp öğrencilerden çevik ve kuvvetli olanlar da bize katılmışlardı. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de reis olmuştum.Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakta mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım.

Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman reisliğe ve diğer vazifelere payeyi en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci reisliği formaları yıkadığı için almıştı. Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmekti."
(Bilgiler Galatasaray'ın resmi web sitesinden alınmıştır)






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #4
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

galatasarayla ilgili bir kaçtane avatar

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]







<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #5
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

ŞEBNEM FERAH

12 Nisan 1972 yılında Yalova'da doğdu. Kırmızı elbiseler giyerek mahallede şarkılar söyleyen Şebnem Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış. Şebnem'in müzikle tanışmasında ailesinin çok büyük rolü olmuş. İlk okulda enstrüman ve solfej dersleri almaya başlamış. Şebnem'in ailesinde hemen hemen herkes müzikle içiçe ve evin her köşesinde enstrüman olduğu için müzik konusunda bilgili ve hazır olarak atılmış piyasaya.

İlk okul yıllarında mandolin kursu alan Şebnem okul orkestrasında da solistlik yapmış ve bugüne dek hayatını müzikle bağdaştırmış. Liseyi Bursa Gemlik'te 'Özel Namık Sözeri Lisesinde ' yatılı bir öğrenci olarak okumuş ve bu dönemler Şebnem'in kendisini tanımasına , tek başına ayakta kalmasına yardımcı olmuş.

Şebnem'in okul orkestralarında başlayan bu serüveni daha sonra küçük topluluklarla devam etmiş. Lise zamanlarında ' Pegasus ' adlı grubuyla beraber çalışan ama kafasında bir kız grubu hayali olan Şebnem , 80'lerin ortasında Bursa'da açılan bir stüdyo sayesinde Sedat abisiyle tanışmış ve bu hayalini 1988 yılında kurduğu 'Volvox' grubuyla gerçekleştirmiştir. Müzik uğruna ' Odtü Ekonomi ' Bölümünü 2. sınıftan terk etmiş ve daha sonra İstanbul'a gelince ' İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Ve Edebiyatı ' bölümüne kaydolmuş.

1994 yılında ' Volvox ' grubunun dağılması sonucu Şebnem Ferah bireysel çalışmalarına başlamış. Rahmetli sanatçımız Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun keşfi sonucu Underground ortamdan daha Ferah bir ortama kavuşmuş.

Daha sonra ' 15 Kasım 1996 Cumartesi ' günü ' KADIN ' adlı ilk solo albümünü çıkardı. İlk videosunu ' Vazgeçtim Dünyadan ' adlı parçasına çeken Şebnem , Rock müzik piyasasını yeni bir döneme soktu. Çıkışıyla büyük bir sansasyon yarattı. Gerek kaset satışları gerekse video klibiyle uzun süre listelerde bir numara olarak boy gösterdi. Daha sonraları ' Yağmurlar ' , ' Bu Aşk Fazla Sana ' ve ' Fırtına ' adlı şarkılarına klip çekti. İlk konserini ' 04 Nisan 1997 ' de ' İzmir Ege Üniversitesi ' nde verdi ve büyük bir kalabalığa yaklaşık 6000 kişiye unutulmayacak dakikalar yaşattı. İzmir'deki konserin ardından Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konserlerine devam etti ve bu konserlerin yanı sıra düzenli bar programları da yaptı.

Tabii ki Şebnem`in yaşadığı çok büyük acılar da oldu. 1998 yılında Ablası Aycan Ferah`ı yitirdi. Üzüntülü bir dönemin ardından 2.5 yıllık bir aradan sonra ' 24 Haziran 1999 Perşembe Günü ' ikinci albümünün ilk klibi ' Bugün ' müzik kanallarında boy göstermeye başladı ve tarih ' 30 Haziran 1999 Çarşamba ' yı gösterdiği zaman ' Artık Kısa Cümleler Kuruyorum ' adlı ikinci albümünü yine sansasyonlu bir şekilde bizlere sundu. İlk albümünde olduğu gibi ikinci albümünde de İskender Paydaş ve Pentagram ekibiyle çalışan Şebnem yine herkesi üzerine yoğunlaştırdı. Çok samimi sözlerin üzerine sarılmış etkileyici melodiler yine hafızamıza kazınacak ve aklımızdan asla silinmeyeceklerdi. Albümün ikinci videosu ' Artık Kısa Cümleler Kuruyorum ' şarkısına geldi , klibin yönetmenliğini Hakan Yonat yaptı.

İkinci albümün ardından yine araya uzun bir stüdyo dönemi girdi. Bu arada acılar Şebnem`in peşini bırakmadı. 1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos depreminde Babası Ali Ferah`ı yitirdi. Acılarını hafifletmek ve yeni şarkılar üretmek için müziğe daha da sıkı sarılmayı tercih etti. Böylece ' 03 Ekim 2001 ' tarihinde ' Perdeler ' adlı üçüncü albümü yayınlandı ve yine büyük beğeni topladı. Bu sefer ki albümde Şebnem , İskender Paydaş ve Pentagram üyeleriyle değil de sahnede birlikte çaldığı müzisyenlerle çalışmıştı. Bu albümden ilk video , albümle aynı adı taşıyan ' Perdeler ' şarkısına çekildi. Klip, Türkiye standartlarının çok dışında ve oldukça güzel görüntüler barındırıyordu. Bu klipten kısa bir süre sonra ' Sigara ' şarkısı da , renkli cam da boy göstermeye başladı.


İki yıl aradan sonra , tarih ' 12 Mayıs 2003 Pazartesi Günü ' yeni albümünün ilk videosu ' Ben Şarkımı Söylerken ' müzik kanalarında dönmeye başladı. ' 15 Mayıs 2003 Perşembe Günü ' ' Kelimeler Yetse ' adlı muhteşem bir albümle Şebnem tekrar aramıza dönmüş oldu. İlk klibiyle kendinden oldukça söz ettirmeyi ve yine yeniden gündeme oturmayı başardı. Röportajlar , Tv programları derken kendini yoğun bir temponun içinde bulan Şebnemin ilk konseri Fanta`nın ' Gençlik Festivali ' adı altında düzenlediği organizasyonda olacak. Konserin ilk ayağı İzmir olmakla beraber bu turne 17 İl`i kapsayacak.

Albümlerinin dışında da Şebnem Ferah'ı pek çok farklı çalışmada görmemiz mümkün. Kimi şarkıcıya geri vokalleriyle , kimisiyle düet yaparak onlara eşlik etmiştir. Bunun yanı sıra bir çok sanatçıyla beraber yardım konserleri vererek pek çok faaliyette bulunmuştur..

Geri vokal yaptığı sanatçılar Sezen Aksu , Sertab Erener , Levent Yüksel , Nilüfer , Demir Demirkan , Tüzmen , Yaşar Gaga , Ajda Pekkan , Özlem Tekin , Tarkan , Çelik , Teoman , Haluk Levent . Düet yaptığı sanatçılar Müzeyyen Senar (Sarı Kurdelem Sarı) , Polad Bülbüloğlu (Gel Ey Seher) , Kargo (Kalamış Parkı) , Teoman (iki yabancı).

Ayrıca Bülent Ortaçgil'e saygı albümünde bir Bülent Ortaçgil klasiği olan ' Değirmenler ' şarkısını da yorumlamıştır.

Bu çalışmaların dışında ' Little Mermaid ' (Küçük Denizkızı) adlı çizgi filmde seslendirme yapmış ve soundtrackinde bulunan ' O Dünyada ' isimli şarkıyı seslendirmiştir. Toprak Sergen Ve Aydan Şener'in Oynadığı bir filmde ise , söz ve müziği Demir Demirkan'a ait olan ' Ay Işığında Saklıdır ' adlı şarkıyı seslendirmiştir.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



beğendiğim şarkılarından bir kaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum


DELI KIZIM UYAN

Müzik: Sebnem Ferah
Söz: Sebnem Ferah – Sezen Aksu

Gece geçmez gündüz olmaz
Can bu dünyaya dayanmaz neden
Haykirdim daglara duymaz
Bekledim günlerce yok ki gelen
Karli daglarin ardinda biri yasarmis
Bulut olur yagmur olur bize bakarmis
Hem yakin hem uzakmis,yanaklari al almis
Deli kizim uyan
Söylenenler yalan
Deli kizim uyan
Bir tek sensin duyan bir tek sensin duyan...
Yerde oldum gökte oldum
Sormayin halim ah basim duman
Gönül uslanmayi bilmez
Düslerim gerçek gerçegim yalan


BU ASK FAZLA SANA

Müzik – Söz: Sebnem Ferah


Denize açildim sevmeye sevilmeye
Anladim sevmek gibisi yok
Yagmura soyundum yavas yavas, yagar diye
Damlalarda yüzmek gibisi yok
Yoklugum varligim bir
Dünüm yok yarinim sir
Nasil inanirim sana
Bu yürek agir bana
Sevgin öyle uzaklarda
Nefes alsan da yanimda
Bu ask fazla sana

FIRTINA

Müzik: Sebnem Ferah
Söz: Sebnem Ferah – Sezen Aksu

Niye bana her sey korku her sey tasa
Ne gece ne gündüz kaygisiz
Neden bütün yollar karanliga
Gecelerim uzun isiksiz
Ask yari yolda kaldi neyleyim
Korkmuyorum ben buyum böyleyim
Yarinlar kadar yakin içimde firtina
Bu dalgasiz deniz durgun aldatir inanma
Yaslanip gururumun kambur sirtina
Kendime ragmen durmam basar giderim
Nereye gider yollar sir daglara
Denizler uçsuz bucaksiz
Gözlerim arkadas uzaklara
Gecelerim uzun isiksiz


ARTIK KISA CÜMLELER KURUYORUM

Müzik: Sebnem Ferah
Söz: Sebnem Ferah

Sizi bilmem ama ben karar verdim
Su gibi duru olup hep akmaya
Baska sular taniyip hep çogalmaya
Dalgalanmaya tasmaya
Son günlerde çok düsünür oldum
Zor zamanlari çabuk atlatir oldum
Yalniz miyim insanlar içinde
Arkadaslarim asklarim içinde
Yara aldim bundan iki yil önce
Hiç susmadim sarki söyledim günlerce
Artik kisa cümleler kuruyorum
Sevdiklerim sevmediklerim yanimda
Kabullendim her seyi oldugu gibi
Yola çiktim yarinlara
Son günlerde çok düsünür oldum
Zor zamanlari çabuk atlatir oldum
Bakiyorum aynaya her gece
Içim rahat biraz yorgunum sadece
Hayatima giren herkese yasanmis her seye
Tesekkürler büyüyorum sizinle


HER SEY INSANLAR IÇIN

Müzik-Söz: Sebnem Ferah

"Çok parçalandim parçalandikça çogaldim"
Diye inanmazsam nasil yasarim, nasil yasarim...
"Bir gün daha bitti ama yarin yeni bir gün"
Diye inanmazsam nasil yasarim, nasil yasarim...
Bu da gelir geçer diye inanmazsam
Nasil yasarim, nasil yasarim, nasil yasarim...
Her sey insanlar için
Görmek ögrenmek için
Bazen zor da olsa
Her sey insanlar için
Umut dogurmak için
Hayatla sevistim
"Hiçbir sey bosuna yasanmamistir"
Diye inanmazsam nasil yasarim, nasil yasarim...
"Uyuyordum gözüm açildi uyandim"
Diye inanmazsam nasil yasarim, nasil yasarim...






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #6
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

son zamanlarda elime aldığım ve severek okuduğum 4 kitabı olan ve ayrıcada ilk kitabı filme geçirildi ikinciside tabikide yolda sizlerle paylaşmak istedim=)



Kitabın adı : Alacakaranlık

Yazarı : Stephenie Meyer

Kitabın Özeti :

"3 şeyden kesinlikle emindim. 1.'si Edward kesinlikle bir vampirdi. 2.'si bu ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim bu vampir,

yani benim kanıma susamıştı. 3.'sü bu vampire kayıtsız ve geri dönülmez bir şekilde aşıktım." Isabella "Bella" Swan güneşli Phoenix, Arizona'dan, babası Charlie'nin yanına, yağmurlu Forks, Washington'a taşınır. Bella bunu seçmiştir çünkü annesi Renée beysbol

oyuncusu olan yeni kocası Phil Dwyer ile taşınacaktır. Bella yeni okulunda dikkatleri üzerine çeker ve çabucak birkaç arkadaş edinir

ayrıca okuldaki erkek öğrenciler de utangaç Bella'nın ilgisini çekmek için yarışır. Bella okulun ilk gününde, Biyoloji dersinde Edward Cullen'in yanına oturduğunda, Edward tarafından tamamen reddedilmiş gibi görünür. Aile dostu Jacob Black, Bella'ya yerel kabile efsanelerinden

bahseder. Bella Edward ve ailesinin vampir olduğunu öğrenir ancak bu aile insanların değil, hayvanların kanını içen vampirlerdir.

Edward ilk başlarda Bella'dan uzak durmaya çalışır çünkü onun kanının kokusu da kendisine çok çekici gelir. Zamanla Bella ve Edward

birbirlerine aşık olduklarını anlarlar. Birliktelikleri göçebe vampirlerin Forks'a gelmesi ve James'in(göçebe vampirlerin başı) Bella'yı

avı olarak görmeye karar vermesi ile kaosa girer. Cullenler James'in dikkatini dağıtmak için Bella ve Edward'ı ayırma planı yaparlar ve

Bella'yı saklanması için Phoenix'te bir otele gönderirler. Sonrasında Bella, James'ten annesini ele geçirdiğini ve onu kurtarabilmesi için

kendisini feda etmesi gerektiğini söyleyen bir telefon alır. Bella da söyleneni yapar ve her şeyin yalan olduğunu anlar ama herşey için geçtir.

James ona saldırır ancak Edward, Cullen ailesinin diğer üyeleri ile birlikte James öldüremeden önce Bella'yı kurtarır.

Bella'nın elinin ısırıldığı anlaşıldığında Edward onu vampire dönüştürecek zehir vücüduna yayılmadan önce emerek dışarı atmaya çalışır.

İlk anda zorlanır ama aşkı için durmayı başarır. Forks'a geri dönmeleri üzerine, mezuniyet gecesinde Bella, Edward'ın izin vermediği vampir

olma arzusunu dile getirir. Ama bu isteğini Edward reddeder. Ama bu dileği elbet bir gün gerçekleşecektir.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kitap Adı : Yeni Ay ( New Moon )
Yazarı : Stephenie Meyer

Kitap Özeti :

Cullen ailesi Bella'nın doğum günü için bir parti yaparlar. Ama Bella endişelidir çünkü: Edward hep genç kalacaktır.
Peki ya Bella? Partide işler çok fena karışır. Bir kaç gün sonra Edward Bella'dan kendisine bir şey yapmayacağında dair söz ister ve Bella'yı
terk eder. Bella bu olayla çok dağılır. Ve sorunlardan kurtuluşu Jacob'da bulur. Jacob'la tehlikeli işlere kalkışırlar.
Her tehlikeli işte Bella Edward'ın sesini duyar ve mutlu olur. Bir gün tek başına ormanda gezerken bir vampir(Laurent)görür.
Bu vampir tam onu öldürmek üzereyken 7 tane kurt onu kurtarır ve vampiri öldürür. Bella bir kaç gündür Jacob'a ulaşamaz ve en sonunda
onun evine(La push)'a gider. Jacob'a ne olduğunu çok geçmeden anlar. Jacob bir kurt adama dönüşmüştür.
Ve onun hayatını kurtaran da Jacob'dur. Bella buna çok şaşırır. Bir gün Bella bir uçuruma gider. Atlamayı düşünür ve içinden
Edward'ın seslerini duymaya başlar ama yinede her şeye rağmen uçurumdan atlar. Uyandığında yanında Jacob vardır.
Jacob da onun peşinden atlamıştır. Evine gidince evlerinde Cullen ailesinden birini(Alice)'i görür. Alice ve ailesi Bella'nın öldüğünü sanmaktadır.
Alice Bella'ya Edward'ın da bunu duyduğunu ve kurt adamların onu öldürmesi için ormana gittiğini söyler.
Bella ve Alice hemen uçağa atlar ve Edward'ı kurtarmak için ormana giderler. Edward tam ölüme giderken Bella ona sarılır.

Edward ile Bella şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemezler. Sonrada kanalizasyon gibi bir yere giderler.
Bella eğer vampir olmazsa ölmek zorundadır. Edward onu evine götürür. Ve tüm aile halkı onun mezuniyetten sonra vampir olmasına karar verirler.
Edward ile Bella yalnız kaldıklarında konuşmaya başlarlar Edward herşeyi onu korumak için yaptığını söyler. Ve aşkları yeniden canlanır.
Ama ortada bir kaç sorun vardır. 1.'si Cullen ailesi(James)bir vampir öldürmüşlerdir. Ve bu vampirin ölümsüz aşkı (Victoria) Bella'yı
öldürmeye çalışmaktadır. 2.'si eğer Bella vampir olmazsa ölecektir. 3.'sü Bella'nın kurt adamlar ile vampirler arasında seçim yapması gerekmektedir





Kitap Adı : Tutulma (Eclipse)
Yazarı : Stephenie Meyer

Kitap Özeti :

"Edward'ın hoş sesi arkamdaydı.Ben onun yavaşça veranda basamaklarından ortaya çıktığını görmek için döndüğümde onun saçları koşmaktan uçuşmuştu.O ilk kez beni kolları arasına aldı, kollarına hapsetti ve beni tekrar öptü.Bu öpüş beni korkuttu.Çok fazla gergindi, dudakları dudaklarıma değdiği zaman çok güçlüydü,o bizim birbirimizden ayrılmak için zamanın çok geç olduğundan korkmuş gibiydi.''


Seattle gizemli , öldürücü bir tel tarafından harap edildiğinden ve kötü niyetli bir vampir onu araştırmaya devam ettiği'nden dolayı Bella kendini tehlikeyle çevrili buldu.Hepsinin ortasında aşık olduğu Edward ve Jacob'un arkadaşlığı arasında seçim yapmakla yüzyüze kalmıştır ki bu karar vampir ve kurtadam arasındaki eskimeyen mücadeleyi tutuşturmak için olasıdır.Mezuniyeti hızla yaklaşırken Bella birden fazla karara sahiptir: HAYAT ya da ÖLÜM. Fakat hangisi




Kitap Adı : Şafak Vakti
Yazarı : Stephenie Meyer

Kitap Özeti :


37 farklı dilde 40 milyondan fazla satan 'Alacakaranlık' Serisinin yazarı Stephenie Meyer'den serinin son kitabı Şafak Vakti…

Bir vampiri sevdiğinizde, seçim hakkınız kalmaz. Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar, nasıl savaşırdınız? Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa, nasıl vermemezlik ederdiniz? Ya onu gerçekten seviyorsanız?

Vazgeçilmez bir şekilde bir vampire âşık olmak, Bella Swan için, bir fantezi ve kâbusun gerçeğe karışmasıdır. Edward Cullen'a duyduğu yoğun tutkuyla bir tarafa, kurt adam Jacob Black ile arasındaki derin bağ ile öbür tarafa çekilmiş bir halde, nihai dönüm noktasına ulaşmak için kayıplar ve mücadele dolu çalkantılı bir yıl geçirmiştir. Artık kaçınılmaz bir seçimle karşı karşıyadır; ya ölümsüzlerin karanlık ama çekici dünyasına katılacak, ya da iki kabilenin arasında insan olarak hayatına devam edecektir.

Bella artık kararını vermiştir ve kendisini muhtemelen yıkıcı ve anlaşılmaz sonuçları olacak benzeri görülmemiş bir olaylar zincirinin içinde bulur. Önce Alacakaranlık'ta yıpranmış olduğunu, ardından Yeniay ve Tutulma'da da dağılıp koptuğunu gördüğümüz ipler, artık tamamen düzeltilip bir araya gelecek gibi görünüyor. Peki ya bu sonsuza kadar gerçekleşmezse?

Alacakaranlık efsanesinin heyecanla beklenen son kitabı, Şafak Vakti, milyonları büyüleyen bu romantik hikâyenin sırlarını ve gizemlerini aydınlatıyor.






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #7
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart







<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #8
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart



Hayat Susmuştu,Dayanamayıp Bende Sustum!

Mecbur değildin gitmeye
Beni böyle sersefil etmeye
Mecbur değildin ayrılığa
Yüreğimi parçalamaya... Mecbur değildin...


'Sen değil miydin hep şöyle diyen!' diyerek başlamayacağım bu yazıma. Bu yazımda sözlerden bahsetmeyeceğim merak etme. Nasılsa hepsi senin için ağızdan çıkan önemsiz şeyler, öyle değil mi?


Ayrılığı getiren saatlere Lanet okuyorum artık. Kadere isyansa isyan. Adını sen koy işte..


Hayallerim vardı benim de.. Seninkiler gibi, herkesinki gibi. Suya düşenlerden bahsetmiyorum. Hâla gökyüzünde gezenleri söylüyorum..


Umutlarım vardı benim de.. Seninkiler gibi, herkesinki gibi. Yitirilenlerden bahsetmiyorum. Hâla içimde koşup oynayanlardan söz ediyorum..


Can kırıklarım yüreğimi kanattı sen gittikten sonra. Hayat ikiye bölündü; 'senden önce, senden sonra...'


Dün bir arkadaşım sarıldı boynuma. Sevilmeye bu kadar ihtiyacım olduğunu o anda anladım işte.
Ve bir şeyi daha anladım; 'Sen beni hiç sevmemişsin...'


Cana kıymak düşüncesi beynimi kemiriyor sokaklarda. Her gelen arabaya cellat gözüyle baktın mı sen hiç? Veya her ağaçta kendini gördün mü boğulmak üzereyken?


Kolay olanının kaçmak olduğunu öğretti annem bana. Önemli ve zor olanı ise yaşamakmış.. 'Peki her gün ölüp ölüp dirilmek nedir anne?' dedim. Sustu... İlk defa annem sustu...


'Yeni bi başlangıç yap' dedi eş dost. 'Başladığımı bitiremedim ki' dedim.. Onlar da sustu.



Hayatta susmuştu ya hani, dayanamadım artık ben de sustum. Ne soruyorum ne de cevap veriyorum. Sadece böyle arada bir sessiz çığlıklarımı kağıda döküyorum...






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #9
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

Sevmek dedim.
Yoluna ölmek dedi.
Yol dedim.
Alıp başını gitmek dedi.
Gitmek dedim.
Bir Ahh çekip dostlardan ayrılmak dedi.
Dost dedim.
Durdu bana baktı, dost diye mırıldandı.
Yüreğime nasıl koysam bilemediğim dedi.
Yürek dedim.
Dünyaları içine sığdıramadığım dedi.
Dünya dedim.

Hayatın bir yüzü dedi.
Yüz dedim.
Ardında ne gizli bilemediğim dedi.
Giz dedim.
Hep çözmeye çalıştığım dedi.
Çalışmak dedim.
Bitmeyecek öykü dedi.
Öykü dedim.
Binlercesini içimde gizliyorum dedi.
Gizlemek dedim.
İşte, her şeyin bitimi dedi.
Sevda dedim.
Ellerimde bir çiçekle
Peşinden koştuğum dedi.
Koşmak dedim.
Hayat, bir maraton dedi.
Hayat dedim.
Öyle kısa ki! dedi.
Niçin kısa? diye sordum.
Yaşanacak çok şey var, zaman yok dedi.
Yaşanması gereken ne var? diye sordum.
Aşk dedi.
Kaç kere? diye sordum.
Bin kere dedi, milyon kere AŞK.
Neden bir kere değil? diye sordum.
Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk dedi.
Önce ona varsan olmaz mı? diye sordum.
Keşke olsa dedi, ama önce yoğrulmak gerek.
Acı çekmek mi? diye sordum.
Evet, aşk acısında yok olmak dedi.
Yok olunca! dedim.
İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın dedi.Gerçek aşk! dedim.
Büyük o! dedi.
Durdum. Durdum. Ve sustum!
Neden sustun? diye sordu.
Yüreğim titredi sanki dedim.
Neden? diye sordu.
Bilmiyorum dedim. Büyük O!"
Evet dedi. Büyük O!
Nerede? diye sordum.
Her yerde dedi.
Nasıl? diye sordum.
Yüreğini aç dedi
Yüreğimi açmak! dedim.
Bir tebessümle bak her şeye dedi.
Tebessüm dedim.
Her kapının anahtarı dedi.
Kapı dedim.
Girmeden bilemezsin dedi.
Ya korku! dedim.
Bilinmeyenden korkar insan dedi.
Ben kimim? diye sordum.
Sevgiyle beslenensin dedi.
Durdum. Durdum. Yine sustum.
Kimsin? diye sordum.
SEN'im dedi.






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010   #10
ş@ir YüReK
PrenseS
 ş@ir YüReK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



Saat: Hoşça/kal'dı../..ben kalamadım

I

Saat: 20:45
Frekansı değişmedi duygularımın../...Hala aynı şarkıdayım...

İzmir'de uyandım bu sabah ayrılığa,
İstanbula bakındım
sanırım../..memleket sevdası gibi birşeydin sen
gitmeye bir türlü fırsat bulamadığım

yuvasız kuşların diyarından geldim,
orda mısınız bayım?
gözlerimde martılar bağdaş kurdu
sanırım uyu(t)malıyım

...

II

Saat: 23:15
uykuları uyutup yanıma gelen hayaller biliyorum../...izin ver aşk! filmin sonunu kaçırıyorum...

uyurgezer bir yalnızlıktayım,
sesiniz kaçtı içime sanırım.../..gözümden mi damıtmalıyım?
elleri yağlanmış gibi sözlerinizin,
lütfen../..müsait bir parmak ucunuzdan kaydırıverin../..sız(ı)lanıyorum..

çocukluğumun dolambaçlı sokaklarıydı adını koymadığım sevdalarım.
Kordon'dan almışım galiba bu hırçınlığı,
bu dikbaşlılık../..memleketimin dağlarından son armağanımız...
ki../ siz beni anlayamazsınız../..korkarım../..önce
bir sokak kenarında gelincik gibi inadına açmaya çalışmalısınız...

açamadınız değil mi?
iyisi mi bir koşu İzmir havası alın
sustunuz../..iyi misiniz bayım?

III

Saat: 01: 30
boğuk nefesler vakti../..açmayın kapıları../..ayrılık geçti...

sende hissettin mi?../..bir martı daha vuruldu bu gece gök/yüzümde..
şaha kalkan özlemler biliyorum../..bilmezlikten özlüyorum
gösterime hiç girmeyecek olan bir kavuşma sahnesi izlediğim,
biletleri ben gelmeden tükenen
ve salon görevlisinin ısrarla yönelttiği soru kulaklarımda;
'biletiniz bayan?'

'afedersiniz sevdiğimde kalmış olmalı'../..hemen geliyorum..
almaya gelmiştim../..hoşça/kal'mış..

IV
Saat: 02:02
ayrılık sonrası aşk, saatleri denk getirmek oyunuydu belki../..tuttum saati../..hadi düşündüğüne kandır beni..

sende gördün mü..?/..bir ayrılık daha kaydı içime../..aşk tutmuşken dileğimi

V

Saat: 03:42
yokluğun tuttu nefesimi../..içime kusuyorum seni../..yanına ellerini almayı unutma emi..

VI
Saat: 03:55
buluşmak üzere ayrılmıştık../..buluşmamalarımızın kimbilir kaçıncı saati
içime geldiğin gibi ayarlayacaktım zamanı..
unutmuşum../..baktığımda saate, hoşçakal'da kalmıştı..

VII
Saat: hoşça/kal/dı../..ben kalamadım






<------------------------ İmza ------------------------>
Yerin seni çekti
ği kadar ağırsın

Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ş@ir YüReK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
benim, sayfam


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ne benim D e r d i m ? LoqicaLLy Şiir 1 01-24-2010 16:21
Benim Kalbim Onun İçin Onun Kalbi Benim İçin Şekey Aşk ve Sevgi 0 12-25-2009 22:29
PsikoqirL-KişiseL sayfam PsikoqirL + KişiseL SayfanıZ 10 09-12-2009 23:43
Kanun Benim xSencer # Sinevizyon 0 04-28-2009 01:13
Şirazemsin Sen Benim xSencer # Şairler & Yazarlar 0 04-27-2009 20:45

Alexa
Bütün Zaman Ayarları WEZ +6 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:42 .
+ Oykuforum, forum forumlar, bilgi eglence, forum resimler, resim forum
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Forum SEO by Zoints
Bu Site vBulletin'den Süresiz LisansLanmıştır.
OykuForum'da sörf için Google Chrome'i tavsiye ediyoruz.